|
Çocuk
kitaplarının işlediği erdem ve değerler bakımından incelenmesi.
İncelemeleri
İnönü Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sınıf Öğretmenliği öğrencileri yaptı.
|
Ben “Küçük Tüccar”
adlı çocuk kitabını okudum. Hikayenin okuyucuya kazandırmak istediği kavramı
anlatmadan önce, hikayenin özetini vereceğim. Böylece fikrimin daha iyi
anlaşılacağına inanıyorum.
Emre adında küçük bir çocuk annesiyle yaşamaktadır. Bir gün evlerinin önünden
bir düğün alayının geçtiğini görürler. Düğün alayından bir altın düşer. Emre
bu altını görür ve alır. Yedi gün bekledikten sonra kimse gelmeyince, altın
kendisinin olur. Annesine bulduğu altınla ticaret yapacağını söyler. Annesi
de ona izin verir. Daha sonra, altınla koyunu, koyunla keçiyi, keçi ile
köpeği, köpek ile de takkeyi değiştirir. Takkeyi de ırmaktan atlarken
düşürür. Sonuçta elde hiçbir şey kalmamıştır. O sırada bir çerçi görür. Ona
olanları anlatır. Çerçi boşuna eve gitmemesini söyler. Çünkü, annesinin
Emre’yi eve kabul etmeyeceğini düşünür. Bunun üzerine bahisse tutuşurlar.
Eğer, annesi Emre’yi eve alırsa Emre kazanacak ve çerçinin tüm malları onun
olacak. Eğer annesi Emre’yi eve almazsa Emre kaybedecek ve çerçinin uşağı
olacaktı. Daha sonra, Emre eve gider. Annesine olup bitenleri anlatır.
Çerçi gizlenerek, onları izler. Olanlar karşısında annesi Emre’ye
kızmaz ve onu eve alır. Çerçide böyle bir annen varken sırtın yere gelmez
diyerek, tüm mallarını Emre’ye bırakır.
Kitabın temeli dürüstlük üzerine kurulmuştur. Dürüstlük kavramı hiç fark
ettirilmeden çocuğa kazandırılmaktadır. Doğru söylemenin her zaman iyi
olduğunu, doğru söyleyenin ödüllendirilebileceği çocuğun bilinçaltına
yerleştirilmeye çalışılmıştır. Bu sayede, kitabı okuyan çocuk doğru
söylemenin iyi bir şey olduğunu anlar ve doğruluktan zarar gelmeyeceğini
anlar. Bu şekilde dürüstlük kavramı, kitabı okuyan çocukta oluşur.
Ayrıca, yazar kendine güvenme kavramına da değinmiştir. Annesi ne durumda
olursa olsun, çocuğunu azarlamaması çocuğa kendine güvenme duygusunu
aşılamıştır. Kitabı okuyan çocuk bunu bilinçaltına yerleştirmekte ve
hoşgörülü bir ortamda olduğunda rahatlık hissetmekte kendine güven
duymaktadır. Bu da okuyucunu zihninde kendine güvenme kavramının oluşmasını
sağlar.
Cem Özdemir
PERİLİ KÖŞK (Ömer
Seyfettin)
Hikayeyi toplumsal erdem ve değerler yönünden, ( "iyi-kötü,
doğru-yanlış" kavramları çerçevesinde ) incelediğimizde elde ettiğimiz
sonuçlar şunlardır:
İlk önce yanlış taraflarından başlayalım;
Hikayenin başlığına baktığımızda çocuklar üzerinde bir çekingenlik
uyandırdığı görülüyor. Yani çocuklar başlıktaki "peri" sözcüğünden
ürperebilirler...
Hikayedeki konuyu toplumsal değerler bakımından ele aldığımızda
pek de iç açıcı olmadığını görürüz. Çünkü hikayenin genelinde hikayenin
başkahramanlarından olan ( Perili köşk'ün sahibi ) Hacı Niyazi Efendi dini
istismar ederek para kazanıyor. Kendini tam bir müslüman olarak gösterip
insanları dolandırıyor. Bunu yaparken de başkalarını da ( bekçi,
komşuları ) işin içine katıyor. Bu da ahlaki değerlerin çiğnendiğinin tam
bir kanıtıdır.
Öte yandan "yalan söyleme" gibi çok kötü bir davranış da hikayenin
olay örgüsü içinde yer almış. Bu davranışı da ahlaki değerlere göre
değerlendirdiğimizde kuralların yine çiğnendiğini ( kötü, yanlış, çirkin)
görürüz.
Yani kısacası hikayenin geneline bakıldığında toplumsal erdem ve
değerlerin ahlaki boyutlarının önemsenmediği, hatta bu değerlerin
çiğnendiği apaçık ortadadır.
Hikayenin yanlış olan yönlerine gelince;
Hikayenin çocuklara kazandıracakları ( verdiği dersler ) dır. Bu hikayeyle
insanlar ( çocuklar ) "Her gördüğü sakallıyı dedeleri
zannetmeyecekler" ,
aksine sorgulamayı öğrenip, tedbir alabileceklerdir. Günümüzde de para
canlısı bazı dolandırıcıların kurmuş oldukları tuzaklara düşmeyecekler ve
çağdaş bir toplumun bireylerinin koyun olmadığını onlara
göstereceklerdir.
Burada bize verilmek istenen diğer bir konu ise; hangi konuda
olursa olsun kendi gözlem ve bilgimiz olmadan öne sürülen söylentilere,
iddialara inanmaktadır.
Çıkaracağımız derslerden bir diğeri de; hangi şartlarda olursa
olsun hiçbir şekilde bazı değerlerin arkasına sığınıp çıkarlarımızı ön
planda tutmamaktır. ( Çıkarlarını ön planda tutan insanlar taze bir leşin
etrafında dönen akbaba gibidir. )
Görüldüğü gibi bu hikayeyle ahlaki değerlerin hiçbir şekilde
çiğnenmemesi gerektiği ortaya çıkıyor...
* * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
GÖKHAN ÖZDEMİR
Ben öncelikle
okuduğum kitabın bir kısmını yazıya dökmek istiyorum.
Babası bir gün ; sabırsız ve çabuk sinirlenen oğluna bir torba çivi ile
bir tahta verip; “Kendini kaybedip çevrene zarar vereceğini anladığın an ,
sinirini yenip tahtaya bir çivi çakacaksın.”
Oğlan birinci gün tam otuz yedi çivi çaktı. Günler ilerledikçe kendini
kontrol etmesini bilip çaktığı çivileri azalttı. Daha sonra ise hiç çivi
çakmamayı öğrendi. Bunu babasına söylediğinde ; “Kendini kontrol ettiğin her
günün sonunda tahtadan bir çivi çıkaracaksın.” dedi babası.
En son çivi de söküldüğünde oğlan yine babasına haber verdi. Babası
çocuğun elinden tuttu. “Bak oğlum!” dedi. “Şu tahtayı görüyor musun? Hiçbir
zaman eskisi gibi olamayacak. Sinirlendiğin ve kırıp geçirdiğin her an
karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Ne kadar tamir etmeye çalışsan da
dil yarasını iyileştiremez, ilişkilerinde eskisi güzelliği yakalayamazsın.”
Bu yazıda babanın oğluna anlatmak istediği doğru –yanlış veya iyi
kötü kavramı üzerinde yoğunlaşıyor. Ancak doğru- yanlış yakıştırması
bana göre daha uygun.Çünkü çocuk her sinirlendiğinde çevresindeki insanlara
zarar vermekte. Babası da bu sorunu çocuğuyla konuşarak çözüme ulaşacağına
pek fazla ihtimal veremediği içinde bence bir torba çivi ve bir tahtayı
çocuğuna verip her sinirlendiğinde tahtaya çivi çakmasını söylüyor.
Bana göre en etkili yolda bu olurdu. Ben kendi hayatımdan örnek verebilirim.
Çünkü bende de aynı sorun mevcut. Ancak babam benimle konuşuyor ve böyle
yapma diyor. Ancak ben yine bildiğimi okuyorum. Bu nedenle de bu
sorunumu kendi kendime aşmaya çalışıyorum. Az da olsa aşmayı başarıyorum
aslında.
Tekrar yazıya dönecek olursak ; babanın yaptığı bence son derece doğru bir
davranış. Çocuk tahtaya çivileri çaktıktan sonra baba ben kendimi idare
edebiliyorum diyor. Babası kendini kontrol ettiğin her gün için bir çivi sök
diyor. Çocuk dediğini yapıyor babasının. Çocuk bunları yaparken tahtaya
verdiği zararın farkına varabiliyor ve bu tahta bir daha eski haline
gelemez ve gelmesi de imkansızdır diye düşünebilmektedir bence. Ancak bu durumu
babası çocuğa açıklıyor. Yaşamında da böyle yaralar açılır ancak dilin ile
açtığın yaraları asla ve asla kapatamazsın diyor.
Erhan Canpolat
Okuduğum hikayenin adı “
ADİL PAYLAŞTIRMA”
Aslan , kurt ve tilki arkadaş olup avlanmaya çıkmışlar.Gün sonunda bir öküz,
bir keçi ve bir tavşan avlayan kafadarlar avlarını bir mağaraya götürmüşler.
Aslan kurda dönerek “Hadi bakalım” demiş şu hayvanları paylaştır da karnımızı
doyuralım. Kurt ezile büzüle “Ey büyük sultanım demiş şu öküzü siz buyurun,
keçi benim , tavşan da tilki kardeşin olsun. Aslan birden çok kızmış ve “Bre
küstah” Sen kim oluyorsun ben varken sana paylaştırmak düşer mi hiç. Sonra da
bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş. Bu kez tilkiye dönmüş. Öyle aval aval
bakma da paylaştır şu avları bakalım.
Tilki haşmetli sultanım diyerek söze başlamış pay etmek haddim değildir ama
madem emir buyurdunuz söyleyeyim.Tavşan sabah kahvaltınız , öküz öyle
yemeğiniz ,keçiyi de akşam yersiniz.
Aslan bu paylaştırmadan çok memnun olmuş ve tilkiye böyle paylaşım yapmayı nereden
öğrendiğini sormuş. Tilki de “Yüce efendim!” demiş “Şu haddini bilmez kurdun
halinden öğrendim.”
Burada aslan , tilki ve kurt arkadaş oluyorlar ancak kurt ve tilki aslanın
çıkara dayalı bir arkadaşlık peşinde olduğunu ilk önceleri anlamıyorlar. Yakaladıkları
avları paylaştırmaya gelince kurt bence adil bir paylaşım yaparak aslana
öküzü, keçiyi kendisine, tavşanı da tilkiye bırakıyor.
Ancak bu durum aslanın hoşuna gitmiyor. Ve kurdu bir tokatla yere sererek bir
ortağını elemiş oluyor.
Kurdun halini gören tilki de korkudan kendisini hiç hesaba bile katmadan
avları paylaştırıyor. Aslında paylaştırmıyor hepsini aslana bırakıyor.
Burada vurgulanmak istenen çıkar ilişkilerine dayanan arkadaşlıkların
sonu genelde bu ve buna benzer sonlarla biter. Kimse de böyle bir arkadaşlık
yaşamak istemez bana kalırsa.
İlköğretimdeki çocukların ilk öğrenmeleri ve ilköğretim çocuklarına ilk
öğretilmesi gereken de bence arkadaşlık yapılacak kişilerin iyi
belirlenmesidir.
Songül Karakılıç
52010068022
Bir çocuk kitabı, çocukları eğitmeli, onlara ders
vermelidir değil mi? Öyle sanıyorum ki benim bu düşünceme katılmayan kişi
yoktur. Ama çocuk kitapları bu amaçla mı yazılıyor acaba? Bence bu amacı
güden çok az çocuk kitabı var. Diğerlerinin amacını ise henüz anlamış
değilim.
Charles Dickens' ın çocuk klasiklerinden " Oliver Twist
" adlı kitabını okudum ve hiç hoşuma gitmedi. Birde bu yazar dönemin en
büyük yazarları kabul edilmiş. Doğrusu şaşılacak bir durum.
Gelelim kitabı neden beğenmediğime; Bir kere Oliver adlı
çocuğa eziyet yapmayan kimse yok (Hemde çok kötü eziyetler). Ben bile okurken
içimi karamsarlık kapladı. İkinci bir sebep ise kitapta içkinin çoculara
özendirici bir şeymiş gibi gösterilmesiydi. En büyük abeslik dokuz yaşındaki
Oliver'a kitapta iyi olarak lanse edilen karakter tarafından içki
içirilmesidir. Birde bu kitapta hırsız çetesinin başı olan Fagin adlı bir
şahıs bulunmaktadır. Fagin çocukları para kazanmak amacıyla araç olarak
kullanıyor.Çok değerli mücevherlere sahip olmasına rağmen salaş ve pis bir
görüntüsü olduğu için zengin olduğu izlenimimini uyandırmamaktadır. Sahip
olduğu değerli eşyaların hepsini çoculara hırsızlık yaptırarak elde etmiştir.
Böyle bir metni okuyan bir çocuk, hırsızlık yaparak çok zengin olabileceği
duygusuna kapılabilir.
Kitapta adil olan tek yön çoğu kitapta olduğu gibi
iyilerin kazanmasıdır. Yine de kötü karakter Fagin ' in cezalandırılışının
hırsızlıktan değil de Oliver'a verdiği rahatsızlıktan dolayı olması çelişkili
bir noktadır.
Ben bu kitabı okuma tecrübesine sahip olan bir kişi olarak
şunu söyleyebilirim: özellikle gelişme çağındaki çocukları olumsuz
etkileyenceğinden dolayı bu kitabı tavsiye etmiyorum.
Özlem Mazmanoğlu
MİRAS ( ÖMER SEYFETTİN )
Yazar bu eserde toplumsal bir sorun olan açgözlülük üzerinde
durmuştur. Baş kahraman yazarın kendisidir. Yazar dünyada tek akrabası
olan amcasını ziyarete gitmiştir. Amcası babadan kalan mirası yemeden
içmeden biriktirmiş, devlete büyük hizmetler vermiş iyi bir insandır.
Karısının ölümüyle kendisini kütüphanesine adamış, antika kitaplar almaya;
onlarla ilgilenmeye başlamıştır. Daha sonra bu antika kitaplar doğu
bilimcileri tarafından bir servet karşılığı istenmiştir. Amca ise bunu
yeğenine söylemiş, bu para karşısında başı dönen yeğen amcasına kitapları
hiç düşünmeden satması gerektiğini söylemiştir. Amca buna itiraz ederek
kendimi adadığım bu kitapları asla satmayacağım demiştir. Çok büyük
maliyeti olan bu kitaplar yazara öyle birşey yaptırmıştır ki ...
Yeğeni yani yazar bir servet eden bu kitabı satmanın tek yolunun
amcasını öldürmek ve onu tek varisi olarak mirasın üzerine oturmak planını
kurmuştur. Yeğen ağını kurmuş örümcek gibi avının tuzağa düşmesini
beklemektedir. Amcayı zehirleyerek öldürecektir. Ancak vicdanıyla aklı
birbiriyle çarpışmış, vicdanı bu çarpışmadan galip gelmiştir. Yazar
kendisine geldiğinde hayvanlaşmasına neden olan açgözlülüğünün kendisinin
tek ve yakın akrabası olan amcasına mal olacağını anlamış ve pişman
olmuştur.Yazar bunu eşeğe karpuz kabuğu göstererek vermiştir. Bunu bu
şekilde anlatmasaydı, yani masum amcanın mirasına konmak için korkunç bir
cinayet planı kuran yeğeni çocukların zihninde canlandırmasaydı daha iyi
olurdu.
Ancak yeğen bu düşüncelerinden vicdanının sesini dinleyerek
kurtulmuştur. Kendini sorgulamıştır. Bu bölümde yazar okurlarına bir
davranışı gerçekleştirmeden önce kendilerini sorgulamayı öğretmeye
çalışmıştır.Hikayenin çocuklara kazandırdığı en önemli davranışsa budur...
BERAT BAŞDOĞAN
Anka
YAZAR ADI: Fulya ÇOŞKUN
ESER ADI: Tam Zamanında
İçerik İle İlgili:
*
Kitap ismi (Tam Zamanında) içerik (doğa sevgisinin doğayı
korumakla gerçekleşebileceği) ile uyumlu değil, çünkü kitap ismini okuyan
birinin kitabı okumadan da kitap içeriği hakkında bilgi sahibi olması
gerekir. Yani kitap isminin, kitap içeriğinin özetini yansıtması gerekir.
* Çocuğa
doğa sevgisi aşılanmaya çalışılırken doğanın unsuru olan hayvanlardan biri
olan köpekten "yaratık" olarak bahsedilmemelidir. Böyle bir
kavramın kullanılması çocuğu çelişkiye düşürebilir. Bu düşünceyle köpekten
korkma duygusuna kapılan çocuğun köpeğe karşı antipatisi gelişebilir. Çünkü
doğanın koruyucusu olarak gönderilen Toprak Adam, çocuğun kahraman olarak
benimsediği kişidir. Dolayısıyla Toprak Adam'ın olumsuz gördüğü her unsur
çocuk için de olumsuz unsur olacaktır.
Biçim İle İlgili:
*
Kitabın hangi yaş gurubuna hitap ettiğinin belirtilmesi gerekirken, yaş grubu
belirtilmemiştir.
*
Resim ve şekiller ilgili metinle aynı yüzde karşılıklı iki sayfada, fügürler
hareket halinde ve ön taraftan alınmış; fakat resimde anlatılmak istenen
düşünceyle metin arasında çelişki oluşturulmuştur.
Kitap Metninden Alınmış Örnek :
Toprak Adam, köpeği aniden görünce korktu. Köpek bunu anlayınca:
-Korkma, sana bir zararım dokunmaz; derken Toprak Adam kaçmaya başlamıştı
bile.
Köpek:
-Dur küçük adam, kaçma. Ben seninle arkadaş olmak istiyorum, dedi.
Açıklaması:
Köpek ile Toprak Adam arasında geçen diyalog ile resimde anlatılmak istenen
düşünce arasında paralellik yok. Çünkü resimdeki köpeğin yüzüne yansıtılan
ifadeden Toprak Adama karşı art niyet besleyen bir görüntü oluşturulmuştur.
Bu da metinle resim arasında çelişki oluşmasına sebep olmuştur.
*
Bunların yanında olumlu olan tek yön ; dilin yalın olarak kullanılmasının
yanında, yazım kuralları, noktalama işaretleri ve cümle içerisindeki sözcük
sayısının doğru olarak kullanılmış olmasıdır. (Yazının büyüklüğünü baz alarak
yaş grubunu tahmini olarak belirledim.)
SUZAN SAKLI
SİHİRLİ CEVİZLER
Bir ülkede bir kız çocuğu dünyaya gelmiş.Onlara komşu evde tatlı
bir oğlan çocuğu dünyaya gelmiş.Oğlan çocuğunu seven bir kadın onun
annesine sihirli bir ceviz vermiş.Ve bu cevizle sadece bir dileğinin
gerçekleşeceğini öğütlemiş.Bir süre geçmiş aradan...
Kız çok güzel olmuş.Bu güzelliği dillere düşmüş.Bu arada tatlı
oğlan çocuğu da büyümüş ve ayakkabı tamircisi olmuş.Dürüstlüğü ve
iyiliğiyle herkesin sevgisini kazanmış.Ayakkabı tamircisi güzel kıza aşık
olmuş.Ama bunu gizlemiş.
Zengin bir adam gelmiş ve güzel kıza talip olmuş.Evlenmişler ve
bir kız çocukları olmuş.Zengin adam bir deniz fırtınasında ölmüş.Çocuğuyla
çok zorluklar çeken güzel kız hastalanmış.Ayakkabı tamircisi bu habere çok
üzülmüş ve sihirli cevizden onun sağlıklı ve zengin olmasını
istemiş.Zengin olan kız onun bu durumunu öğrenince onunla tanışmış ve
evlenmişler.Bir kız çocukları olmuş ve mutlu olmuşlar.
Ayakkabı tamircisinin kızın evlenmesine karşın onu sevmeye devam
etmesi,onun mutluluğunu gölgelememek için kendi aşkını gizlemesi,onun
sağlık haberleriyle mutlu olması,kötü haberleriyle mutsuz olması,kendi
için birşeyler dilemek yerine onun iyiliği için bir şey dilemesi ,bu kadar
şey yapmasına rağmen bir şey beklememesi hep iyi, doğru,ve güzel
davranışlardır.Belki doğru olmayabilir(aşkını ondan bile gizlemesi) ama
fedakarlık ve sevgi dolu davranışlardır.
Bu hikaye milliyetçilik ve yurt sevgisi temalarından uzaktır.
Çalışkan olduğu için ayakkabı tamircisi halkın sevgisini ve
güvenini kazanmakla ödüllendirilmiştir.
Güzel kız sırf zengin olduğu için o adamla evlenmekle suç
işlemiştir.Daha sonra sefalet bir hayatı kızı ile birlikte yaşamakla
cezasını çekmiştir.Sonra da ayakkabı tamircisini severek , zengin ve
sağlıklı bir hayata başlaması güzel kız için bir ödül ,bir pekiştireç
olmuştur.
Sevmediği halde evlenen kız ailesine bağlı kalmış , her zorluğa
rağmen çocuğunu korumuştur.
Ayakkabı tamircisi onu ve kızını yanlız bırakmayışı ve korumasıyla
insan haklarına uygun bir kahramandır.
Bu masalın temeli zaten SEVGİ ve FEDAKARLIK (yardımlaşmada var)
üzerine kurulmuştur.Müthiş bir aşk hikayesiyle sevginin doruk noktasına ,
bir karşılık beklemeden yaptıklarıyla yardımlaşmanın doruk noktasına
ulaşmıştır.
Cömertlikte bu masalda hakimdir.Kendisi için birşey istemeden
güzel kıza zengin bir hayat sunması cömertiğini gösteriyor.
Ayakkabı tamircisi yaptıklarıyla halkın gözümde dürüsttür.
Onun mutluluğuna zarar vermemekle adaletli davranmış(onun da
içindeki durumunu düşünerek),onun haklarına ve kararlarına saygı
duymuş,davranışlarıyla duygusallıkta olsa akılcılığını ön planda
tutmuştur.
Yaptıklarına rağmen hiç birşey talep etmeden yaşamaya devam etmesi
onun iyimser olduğu, kendisiyle barışık olduğu ve özgüvenini yitirmediğini
gösterir.
Ayakkabı tamircisi ona yartıklarını anlatsa ve ona evlenme teklifi
etse güzel kız kabul etmek zorunda kalacaktı.Ancak adam onun özgür
düşünerek karar vermesini istediğinden hiç bir şey açıklamıyor.Buda
kahramanın özgürlükçü olduğunu gösterir.
Mutluluk ise hikayenin sonunda gerçekleşiyor.Birbirlerini
sevmeleri,sağlıklı ve refah bir hayata başlamaları mutlu olmalarını
sağlıyor.
Bu masal örnek bir masal sayılabilir.Sevgi fedakarlık,yardımlaşma
adalet gibi duygular hakimdir. Fakat güzel kızın sırf parası olduğu için
sevmediği bir adamla evlenmesi örnek bir davranış değildir.Kızın sonunu da
hesaba katarsak ancak öğüt verici bir davranış olduğunu
söyleyebiliriz.
Bir de zengin adamın fırtınada ölmesi çocukları olumsuz yönde
etkileyebilir.Yazar bu olay üzerinde (adamın ölüken durumunu
anlatması)durmamıştır. bu yönüyle örnek bir masaldır.
Bu masal cesaret duygusundan yoksundur.Ayakkabı tamircisi aynı
mahalledeki sevdiği ,aşık olduğu kıza açılmamıştır.Hem de henüz kız
bekarken.Bence bu durum kahramanın cesaretsiz olduğunu gösterir.
PISIRIKLAR DA ASLA KAHRAMAN OLAMAZLAR.
Ayakkabı tamircisinin yaptıkları cesaretsizliği dışında hep örnek
davranışlardır.Ama keşke kıza açılsaydı.Yazar kahramanını tasarlarken
cesaretli olması unsurunu anlaşılan önemsememiştir.
J.W.GRIMMY 'in SİHİRLİ CEVİZLER adındaki masalını inceledim.
Dilek KIRNIK
ISTEMEDENDE OLSA
ÇEVREMIZDEKI CANLILARA ZARAR VEREBILIRIZ
Merhaba Hocam;
Buhaftaki ödevimiz bir çocuk kitabini okuyup onu toplumsal degerler
yönünden incelemekti.Benim okudugum hikaye Gülten Dayioglu'nun "Leylek
Karda Kaldi"adli hikayesi.
Bu hikayede küçük bir çocugun istemeden bir leylegin ölümüne sebeb
olmasi anlatiliyor.
Çocuk evlerinin önündeki agaca leyleklerin yuva yaptidini görünce çok
sevinir.Annesine leyleklerle ilgili sorular sormaya baslar.Annesi sorularını
cevaplar.Ama sordugu bir soruda çok sinirlenir. Çocuga kizar. Çocuga sordugu
soru hakkinda onu tatmin etmeyici cevaplar verir.Çocuk annesinin cevaplarini
inandirici bulmadigi için kendi bildiklerini yapar.Annesi evde yokken
leylegin yuva yaptigi agaca çikar ve leylek yumurtalarıni alir.Alirken biri
kirilir.Onu atar.Digerini ise yemek için haşlar tam bu sırada annasi gelir.
Çocuga kizar. Onu döver. Yumurtayi tekrar yerine birakirler. Çocuk annesinden
korktugu için yumurtayi hasladigini söyleyemez. Bu olaydan sonra anne
baslarina gelen herseyden çocugu sorumlu tutar. Çünkü anne bazi yanlis
inançlara sahiptir. Aradan zaman geçer tüm leyleklerin yavrulari yumurtadan
çikar ama ; bu leylegin yavrusu bir türlü yumurtadan çikmaz. Kimse buna bir
anlam veremez. Bunun sebebini yalnizca çocuk biliyordur ama; o da korktugu
için gerçekleri söyleyemez. Leyleklerin göç zamani gelir. Bütün leylekler göç
hazirliklerini yaparlar. Bu leylegide götürmeye çalisirlar ama; bu leylek
yumurtasini birakip gitmek istemez. Kiş gelir. Havalar iyice sogur. Ama anne
leylek hala gitmemistir. Birgün kar yagmaya baslar , leylek hala agacin
üzerindedir. Sabahleyin kalktiklarinda leylegi ölü olarak bulurlar. Çocuk bu
duruma çok üzülür. Yaptigina pisman olur ama; artik elinden gelen birsey
yoktur.
Bu hikayede anneninde çocugunda hatali oldugu kisimlar var.Çocuk
annesinden korktugu için gerçekleri gizliyor. Sonunda annesinin sözünü
dinlemedigi için pisman oluyor.Ama; anne daha çok hatali. Birkere çocuga onu
tatmin edici cevaplar vermiyor. Çocuga sürekli kizmasi ve onu dayakla
cezalandirmasi çok yanlis. Çocuga hayvan sevgisinide yeterince veremiyor. En
bastan beri çocuga karsi yanlis bir tutum içinde. Hikayenin sonunda leylegin
ölmesi hikayeyi okuyan çocuklari olumsuz etkiler.
Buradan çocuklarin çikaracagi mesaj; büyüklerin sözünü dinlemek
gerektigi ,sonunda ne olursa olsun mutlaka dogruları söylemek gerektigi ve
insanlarin istemedende olsa çevresindeki canlilara zarar verebilecegidir.
ILKNUR KARALAR
Bu ödevimi Kemalettin
Tuğcu'nun Çocuk Hırsızları adlı hikayesini
okuyarak gerçekleştirmek istedim.
Kitap kendini aldırmaya çok müsait bir biçimde. Kitabın kapak
resimleri
çok canlı. Kapak resmi ile konu birbiriyle uyum halinde. Kitabın içindeki
resimler kolay yorumlanabiliyor fakat resimlerin siyah beyaz olarak
sayfaya çıkması, okuyucunun biraz içini karartıyor gibi. Ayrıca resimlerde
kişilerin sırtı okuyucuya dönük değil.
Yazar kahramanla hayatta karşımıza çıkabilecek güçlüklerden
hiçbir
zaman yılmamayı ve her zaman hayata aydınlık gözlerle bakmayı öğütlemek
istiyor. Ayrıca öğütlü ifadeleriyle iyi bir düşünceler yansıtıyor.
Kitapta argo sözcükler kullanılmamış. Ayrıca yazar çok sade
akıcı bir
dil yapısına sahip. İfade etmek istediği cümleler kolaylıkla
anlaşılabiliyor. Yazar konuların işlenişini bir sıraya koymuş. Bir
geleceğe bir geçmişe gidiş söz konusu değil.
Yazar bu hikayesinde mutsuz, yoksul, acılarla dolu bir aileyi konu
etmiş. Dolayısıyla cocuğun aklına bende böyle bir şeyi yaşarmıyım
şeklinde
bir düşünce sokabilir. Sanki biraz da duygu sömürüsü yapılmış gibi fakat
bunu da kahramanın geleceğe umutla bakması ifadeleriyle en aza indirgemeye
çalışmış. Ayrıca kitapta çokça hikaye kişisi bulunmakta. Buda çocuğun
aklının karışmasına neden olabilir.
Mehmet Arslan
Ödevimi Pinokyo'yu
okuyarak yaptım .
Hikaye kitabı bol resimli , yazıları büyük yazılmış . ilkokul
öğrencilerine çok iyi hitap eden bir kitaptı .
Resimler canlı göze hitap iyi eden resimlerdi . Yazar oldukça sade ve
anlaşılır bir dil kullanmıştır .
Hikayenin başlarında yalan söylemeye teşvik ediyormuş gibi bir izlenim
versede sonra yalan yalan söylediğimizde başımıza gelecek kötü şeylerden
bahsederek bu yanlışını düzeltiyor. Pinokyo'nun zor durumda kaldığında ,
kurtulmak için yalan söylemesi , yalan söyledikten sonra burnunun uzaması
ve sonuçta bir daha yalan söylemeyeceğine söz vermesi çocuklar için iyi
bir örnek teşkil etmiştir.
Fırat Sönmez
Bu ödevimi Kemalettin
Tuğcu'nun Çocuk Hırsızları adlı hikayesini
okuyarak gerçekleştirmek istedim.
Kitap kendini aldırmaya çok müsait bir biçimdedir. Kitabın kapak
resimleri çok canlı. Kapak resmi ile konu birbiriyle uyum halinde.
Resimler kolay yorumlanabiiyor fakat resimlerin sayfa düzeninine siyah
beyaz olarak yansıması okuyucunun biraz içini karartıyor gibi. Ayrıca
resimlerde kişilerin sırtı okuyucuya dönük değil bu ifadede göz ardı
edilmemiş.
Yazar kahramanla, hayatta karşımıza çıkabilecek güçlüklerden hiçbir
zaman yılmamayı ve her zaman hayata aydınlık gözlerle bakmayı öğütlemek
istiyor.
Kitapta argo sözcükler kullanılmamış. Ayrıca yazar çok sade, akıcı bir
dil yapısına sahip. İfade etmek istediği cümleler kolaylıkla
anlaşılabiliyor, Yazar konuların işlenişini bir saraya koymuş. Bir
geleceğe bir geçmişe gidiş söz konusu değil.
Yazar bu hikayesinde mutsuz, yoksul, acılarla dolu bir aileyi konu
edinmiş. Dolayısıyla cocuğun aklına, bende böyle bir şeyi yaşarmıyım?
şeklinde bir düşünce sokabilir. Sanki birazda duygu sömürüsü yapılmış gibi
fakat bunuda kahramanın, geleceğe aydınlık bir gözle bakması
düşünceleriyle en aza indirgemeye çalışmış. Ayrıca kitapta çokça hikaye
kişisi bulunmakta. Buda çocuğun zihninin karışmasına neden olabilir.
Mehmet ARSLAN
Bize verilen 8. hafta
ödevinde ben önceden okumuş oldugum bir
hikayeyi yeniden okuyarak,bugünkü anlamıyla su an bulundugum egitim
durumuma göre yorumladım.
Okuduğum hikaye kitabı
ilköğretim 5. sınıf seviyesinde olan
TARIK BUGRA'ya ait olan 'Oğlumuz' adlı hikayeyi inceledim.
Bunu sonucunda şu
sonuçlara vardım.
Hikayede bir çocuguğun ailesinden
uzaklaşması ve bu uzaklaşmanın
ızdırabını çeken anne ve babanın içli durumu anlatılmaktadır.
Hikayede baba oğlunu kendilerine karşı
dürüst olmasını,eskisi gibi
samimi olmasını ister.Yani bir çocuğun ailesine ve kendisine karşı olan
sorumluluklarını ister.
Hikayede anne geleneklere ve göreneklere
bağlıdır.Her zaman
çocugunun iyiligini istemektedir.Bu da annelik duygusunun kutsallığından
ileri gelmektedir.Çocuğu kendisine her ne kadar isyankar olsada o her
zaman çocuguna şefkatle yaklaşır.
*Hikayede asıl verilmek istenen iyi bir toplumun iyi
aileden yetişmiş
saglam bireylerden oluşacağıdır.
Kısaca yazar iyi bir toplum için iyibireyler
gerektigini bunu da
sevgi,şefkat,aileye bağlı olma,toplumun ihtiyaçlarını karşılama,topluma
bağlı olma, kötü alışkanlıkara kapılmama gibi unsurların gerekli olduğunu
vurgulamaktadır.Aslında dikkat edersek yazar sezdirmeden TÜRK AİLE
YAPISININ nasıl olacağını ortaya koymuştur.Bunu da hikayede bir ailede
geçen olayları vererek anlatmaktadır..
Akif YALÇIN
Bu hikayede aile içinde
yasanan olayların çocuğa nasıl yansıdığı anlatılmaktadır.
Eğer aile içindeki tartısmalar artar ise o ailede yasayan bireylerin sosyal
ve psikolojik halleri bozulacak ve kendisini toplumdan dışlayan bireyler
olusacaktır.
Bu hikayede ailedeki çocuğun anne ve babasının yapmıs olduğu tartışmalara
tanık olduğu
ve böylece ailesine nefret kinleri beslediğinden bahsedilmktedir. Ailesi
tarafından sürekli cezalar verilen bu çocuk
sonunda dayanamayıp evden kaçıyor ve birçok çocuk gibi sokaklarla tanışıyor.
Ailedeki
şiddet ve tartısmalar aile bireylerine yansıtıldığında o
bireylerde huzursuzluk , sosyal çöküntü ve içine kapanıklık gibi telafisi
yani
tamiri mümkün olmayan kalıcı izli davranıs bozuklşukları meydana gel-
mektedir. Aile hiç gereği yok iken çocuğa cezalar verir ise o çocuk kendisini
boşlukta hissetmeye ve kapanık biri haline gelmeye baslar.
Aile
içindeki karsılıklı sevgi ve anlayış sonucunda bireylerin yasama
bakış açıları değişir ve güvenilir insanlar olarak topluma katılırlar.Bir
toplumunda ileriye dönük insanlar yetiştirmesi ancak ailede baslayan anlayıs
ve hoşgörü çerçevesinde gelişir.
Toplumlar planlı bir şekilde eğitildiği zaman yani en küçük sosyal
birim olan ailede baslayan eğitim sonucunda bireyler topluma ; dürüst,
güvenilir ve ileriye dönük insanlar olarak topluma katılırlar. Bir toplumun
da
gelişmesi ve kendisini çağdaş görebilmesi ancak bu uygulamaları yapmasıyla
gerçekleşir.
AHMET AYÇIÇEK
Konuya geçmeden önce,öncelikle şunu belirtmekte yarar görüyorum.
Oscar Wılde bir çocuk kitabının nasıl olması gerektiği hakkında
düşünceler ortaya atmamış,şayet bir çocuk kitabının nasıl olması
gerektiği
hakkında düşünceler ortaya atmışsa da bu düşüncelerini okumamışımdır.
Ancak şunu belirte bilirim ki bir yazarın her cümlesi, bunu daha da
özelleştirirsek , her kelimesi dahi o yazarın gerçek düşüncelerini
kapsamaktadır.
Buradan hareket ederek aşağıdaki başlıklar altında
Oscar Wılde'nin
bir hikayesini irdeliyelim.
1_Toplumdaki olumsuzlukların bir çocuk kitabında
bulunup bulunmaması
konusundaki düşünceler.
2_Kitabın toplumsallık yönü.
Şimdi birinci maddeden başlayarak bu konuyu daha
geniş bir şekilde
ele alalım.
Ikram Çınar Hoca; "Bir çocuk kitabında
olumsuzluklar asla
olmamalıdır." görüşünü savunmaktadır.
Oscar Wılde ise tam zıt bir görüşü sergilemektedir.
Mutlu Prens adlı hikayesinde
...."Akıllı annesi olmayacak şeyler isteyen oğlan
çocuğuna;"Niçin
Mutlu Prens gibi olmuyorsun?" diye sordu."Mutlu Prens asla
olmayacak bir
şeyin hayalini kurmaz."diye söylendi.
Hayatta hayal kırıklığına uğramış
biri,"Dünyada sahiden mutlu olan
birisinin bulunmasına sevindim." diye söylendi.
" Artık ölüyüm diye beni buraya getirip
şehirdeki tüm çirkinliği ve
sefaleti görebilmem için bu kadar yükseğe diktiler."
"Uzakta çok uzakta" diye
konuşmasını sürdürdü Mutlu Prens."Küçük
bir sokakta, yoksul bir ev var. Odanın köşesindeki bir yatakta küçük oğlan
hasta yatıyor.Ateşi var. Portakal istiyor.Oysa annesinin ona ırmak
suyundan başka verebileceği bir şeyi yok."
"Uzakta şehrin ta öbür ucunda
bir tavan arasında genç bir adam
görüyorum.Üzeri kağıtlarla kaplı bir masaya eğilmiş. Tiyatro yönetmeni
için yazdığı bir oyunu bitirmeye çalışıyor,fakat daha fazla yazamayacak
kadar üşüyor.Ocağında ateş yok.Açlıktan da takati kesilmiş.
Mutlu Prens adlı hikayesinden aldığımız bu
cümleler Oscar Wilde'nin
toplum içinde var olan olumsuzlukların da bir çocuk kitabında bulunmasında
sakınca görmemiştir.Üstelik bu hikayeleri çocuklarına yazmıştır.
2_Kitabın toplumsallık yönü.
Oscar Wılde (yukarıdaki cümlelerinden de
anlaşılacağı gibi) olumluyu
(asda olsa) ve olumsuzu aynı potada eritip toplum içinde yaşayan bireyleri
aynı hikayede vererek kitabın toplumsallık yönünü güzel bir şekilde
oluşturmaktadır.
Hayat sadece güzel bir köşkün penceresinden köşkün
güzel bahçesine
bakmakla sınırlı değildir.Hayat aynı zaman da köşkün de içinde bulunduğu
şehrin arka sokaklarında bulunan evlerden birinin penceresinden o harap
olmuş sokaklara bakmaktır.
YUSUF AKKURT
Bize verilen 8. hafta
ödevinde ben eskiden okuduğum ve çok
etkilendiğim bir hikayeyi yeniden okuyup değerlendirdim.
Kitabın adı 'Kibritçi Kız'.Küçük
yaşında ekmek parası kazanmak için
gece gündüz çalışan,sokaklarda kibrit satan bir kızın hikayesi.
Bu küçük kız bir akşam yine ekmek
parası için kibrit satmaya
çıkar,o gün günboyu hiç kibrit satamadığı için akşam eve gidemez.Eve
gittiği taktirde babasından yiyeceği dayağı tahmin edebilir.Bu sebeple
akşamda kibrit satmak için dışarıdadır.o akşam yılbaşı gecesidir ve herkes
eğlencede,zevkte,sefadadır.Bu kibritçi küçük kız ise sokaklarda kibrit
satmaktadır.O gece öyle soğuktur ki küçük kız soğuktan donmak
üzeredir.Üstelik o soğukta ayaklarında hiçbir şey yoktur.Artık hareket
edecek gücü kalmaz.Soğuktan bir evin kapısına gider ve orada
oturur.Isınmak için sattığı kibritlerden birini alır ve yakar,onun ateşinde
ısınmaya çalışır.Bu sırada rüyalara dalar.Rüyasında ölmüş olan
babaannesini görürür.Babaannesi onu bu zalim dünyadan almaya
gelmiştir.Sönen son kibritle kibritçi kızın da hayatı söner.
Bu
hikayade,iyilik-kötülük,zenginlik-fakirlik karşıtlıklarını
gördüm.O soğuk yılbaşı gecesinde gülen,eğlenen zenginlerin yanında,ekmek
parası için sokaklarda olmak zorunda olan insanlar var.Yapılan bir suç
var;ceza da var.Ancak bu ceza suçu işleyen kişinin değil,suçla alakası
olmayan birinin.
Bu kitap insanın hayatı daha yakından
tanımasını,eşitilk kavramının
ne şekilde olduğunu gösteriyor.Çocuklar üzerinde belki olumsuz etkiler
yapacak;ama onlara hayatı daha yakından,daha küçük yaşta öğretecek.
Gonca DOĞAN
İlköğretim yıllarında
eğitim görürken öğretmenimiz “Görünüşe Aldanmamalı” isminde bir hikaye kitabı
vermişti.
Hikayenin kahramanı, dışarıdan bakınca asık suratlı, kötü bir izlenim veren
bir kişiydi. İnsanlar başlangıçta, onun bu görüntüsünün iç dünyasıyla
özdeşleşmiş olabileceğini düşünmüşler, fakat zaman ilerledikçe onun görünüşü
iç dünyasının çok farklı olduğunu anlamışlar ve “bir daha görünüşe
aldanmamalı” demişlerdi.
Bu hikaye, ilköğretim çağındaki çocuklar üzerinde bir takım olumlu etkiler
yaratacaktır. Çocuk bu hikayeyi okuduktan sonra, insanları sadece görünüşe
bakarak yargılamanın çok adaletsiz olduğunu kavrayacak ve insanlar hakkındaki
düşüncelerini belirtirken, onların hem iç hem dış görünüşlerini dikkate
alacaklardır. Aynı zamanda bu durumun sadece insanlar için söz konusu
olmadığını anlayacak ve insan dışındaki herhangi bir şey hakkında
değerlendirmede bulunurken dahi, onun sadece bir yönüne bakarak değil onu bir
bütün olarak kabul edip tüm yönleriyle ele almak gerekir,düşüncesini de
kavramış olacaktır.
Kısacası çocuğun çok boyutlu düşünme yeteneğinin gelişmesini sağlayacaktır.
Solmaz Eraslan
Bir çocuk kitabini
toplunmsal değer ve erdemler yönünde"doğru ve yanlis"
kavramlarini ele alarak inceledim:
"Mavi Çocuk" adlı bir kitap
idi.Kisaca özetini vereyi ki ne demek istediğimi
daha iyi anlarsiniz.
Özet :Maviye karsi asırı bir tutkusu olan bu çocuğun yeryüzündeki herşeyin
mavi
olmasini baska tür renklere bulunmamasini o kadar çok istiyordu ki
bir gün rüya görür ve rüyasinda yeryüzünün hakimiyetçisi durumundadir ve
ne isterse onu yapacak.Onun derdi maviden baska ne olur ki;herseyi ama
herseyi maviden boyamaktan baska...Günesi,ağaçlari,topragi,meyveleri akla
gelebilacek herseyi maviye boyar.Herseyin maviye boyanmasi ile hiçbirsey
birbirinden ayirt edilemez duruma gelir.Karada yürüyorum diye denize
düsmesi,ya
gmur olusmasi için bulutlarla konusmak ister hersey mavi oldugu için bu-
ltlari ayirt edemez.Bunlara benzer basina o kadar çok seyeler geliyor ki bu
olaylar
onun aklini basina getiriyor ve her rengin kendine has bir görevinin ve
özelligi-
nin oldugunun farkina variyor,herseyi sabit bir renk olmasi halinde basina
gelen
bu hadiselerle bunun yanlis olacagini düsünerek bu sabit fikrinden vazgeçip
dogru olan seyi;yani tüm renkleri sevmaya basliyor.
Ayşe Doğan
Bu kitapta tek bir renge
takilan çocuk örnegi ile aslinda sabit bir noktada
kalan tüm insanlara hitabediyor ve bu sabitligin konusuna göre kendiyle
diyalog kuran birey düsnmeye basliyor.Neyin nerede yapilacagi,su olursa
bu da olur gibi fikirler üretip bu sabitlikten vazgeçebiliyor.Iyi ve kötü
kavaramlari
da da durum böyledir.Hep kötülerle karsilasan bir çocuk dünyadaki tüm insan
larin da kötü olabilecegi düsüncesinde olabilir.Bunu yasantisinda göremese de
okudugu kitaplarda yasatabilmek de bizlere düser.Biz egitimciler olarak gele
cegimiz olan bu çocuklra en iyisini verebilmek için mücadele etmeliyiz.
"GENÇ KUSAGIN ISIK ALMAYA VE IÇINE
SINDIRMEYE ELVERISLI
KFASINI,YORMADAN GERÇEGIN IZLERIYLE BESLEYIP SÜSLEMEK
EN DOGRU YOL OLACAKTIR."
M.Kemal ATATÜRK
Ayse DOGAN
ÜÇ ALTINI OLAN SATICI
Çok eski zamanlarda zengin bir adam varmış. Bu adam öyle
yoksullaşmış ki sadece üç altını kalmış. Sonunda bir çare bulamayıp evden
kaçmış. Gide gide bir ormana varmış. Burada bir derviş ile karşılaşmış.
Dervişe derdini anlatmış. Derviş adamın altınlarını almış ve karşılığında
üç ata sözü söylemiş.
Nefesini tüketmeyen ölümden korkmaz.
Sevenin gözünde sevilen güzeldir.
Anlamadığın şey hakkında hüküm verme.
Ve ortadan kaybolmuş.Adam yoluna devam etmiş. Bir karanlık bir mağaranın
yanına gelmiş. Ö nce içeri girmeye korkmuş. Sonra dervişin söylediği ilk
söz aklına gelmiş. Nefesini tüketmeyen ölümden korkmaz. Yoluna devam
etmiş. Yolun sonunda bir göl çıkmış ve yanında büyük bir yaratık varmış. O
anda yanında gelinlik giymiş güzel bir kız belirmiş ve adama hangimiz
güzeliz demiş. Adamın aklına dervişin "Sevenin gözünde sevilen
güzeldir"sözü gelmiş ve böyle demiş.Gelinlikli güzel kız altına
dönüşmüş.
Çirkin yaratık kaybolmuş.Adam sevinçle evine dönerken komşularının oğluyla
karşılaşmış. Karısı ve çocuklarını sormuş. Komşusunun oğlu adama karısının
kendisini aldattığını söylemiş. Adamın aklına dervişin söylediği
"Anlamadığın şey hakkında hüküm verme" sözü gelmiş. Adam doğruca
ablasının
evine gitmiş. Ablası komşu oğlunun karısında gözü olduğunu anlatmış.Adam
bundan sonraki hayatında mutlu olmuş.
Bu masalda yurt sevgisi ve milliyetçilik duygusu yoktur.Üç altını
üç fikirle değiştirdiğinden kahraman cömerttir. Dedikodulara
inanmadığından ve öğrendiğini uyguladığından masalda akılcılık ön plana
çıkmıştır. Ayrıca kahramanın bu davranışları örnek olma kavramına
uygundur. Kahramanın evden kaçmasına rağmen karısının ona sadık kalması ve
çocuklarına kötü şartlara rağmen çalışarak bakması masalda aileye bağlılık
duygusunun olduğunu gösterir. Adamın akılcı ve cömert davranışlarına
karşılık zengin ve mutlu olması masalda ödül veya pekiştireç olduğunu
kanıtlar. Adamın zor şartlarda ailesini bırakarak kaçma suçuna rağmen bir
ceza almaması masalın adaletlilik ve ceza kavramlarının olmadığını
göterir. Buda masalın eksik yönüdür. Adamın ablasının adamın karısına
yardım etmesi yani gelin- görümce dayanışması yardımlaşma duygusunu
oluşturmuştur.
Yukarıda Dünya masallarından seçmeler kitabında,Üç altını olan
satıcı adlı masalı inceledim.Bu kitapta cömertlik, aileye bağlılık,
yardımlaşma, örnek olma, akılcılık ve pekiştireç gibi kavramlar olduğundan
örnektir. Ancak suçlara karşı cezanın olmayışı yönünden kitabı
eleştiriyorum.Çocukların kafasında cezanın olmayışı düşüncesi
oluşacağından bu masalı eksik buluyorum.
Songül KUŞ
Ben Anka Kusu hikayesini
değerlendirdim. Hikayede; bir kralin kizi çok hastaymis. Ve ilesmesi için bir
çesit elmadan yemesi gerekiyormus. Kral ise duyru yapiyor. "Kizimi
ileştiren kişi kizimle evlenecek" diyor. Bunu duyan halk elma
getiriyorlar. Ama elmalardan hiç biri kizi ileştiremez.
Bide ayni ülkede kurnazligi ile övünen bir adam varmiş ve bu adam
hiçbir zaman doğru konusmazmis. Bunun da üç oğlu varmis ve ogullardan
büyük olan ikisi tıpkı babaları gibiymişler. Büyük oglan sepetini doydurmus
elmalarla ve saraya dogru yol almis. Yoluna demir elbiseli bir adam çikmiş ve
sepette ne oldugunu sormus. Oda kurbaga ayaği var demiş. sonra saraya gidince
gerçekten sepetten kurbaga aygi çikmis. Derken sıra ortanca ogla gelmis ve
oda ayi adama rastlamis. O da yalan söylemis ve sepette domuz kili
oldugunu söylemis. Saraya varınca gerçekten sepetten elma yerine domuz
kili çikmis. sıra küçük oglana gelmis ve aileden kimse onu
sevmezmis.Dogrulari konusuyor diye kendisine aptal derlermis. Küçük oglanda
sepete elema doldurup yola çikmis ve demir giysili adama rastlamis.
Adam sepette ne oldugunu sorunca kralin kizini ileşirmek için elma var demis.
Saraya varinca elmalari krala vermis. Kral da kizina yedirmis, kizida
ilesmis. Ama kral kizini ona vermek istememis sonra ise çok zor hatta imkansiz
şeyleri basarmasini söylemis. Çocuk ise her zaman doğruları konuştuğu için
bütün isleri rast gitmis. Ve sonunda anka kusuna kadar ulasip ondan bir tüy
almis. Dönerken bir sürü hazineylede dönmüs ve kral bunlari nerden
buldun diye sorarken o da yine gerçek söylemis ama olayi tam
anlatmamis. Kral yola çıkmıs anka kusuna doğru ve bir gölün içine düşerek
boğulmus. Hikaye kahramani da prenses ile evlenmis.
Bu hikayde benim iyi buldugum taraf, hiç yalan söylemeyen baş
kahramanin olmasi ve yalan konuşan insanlarin ise islerinin rast
gitmemesi olayi. Çocuk bunu okuduktan sonra kendini kahramanin yerine koymaya
çalisacaktir ve onun gibi dogruyu bulmus olacaktir. Bide hikayede kahraman
bir deve yardim ediyor ama dev onu kandirmak isteyip kötülük yapmak
istiyor. Burda ise kendisine iyilik yapildigi takdirde kötülük
yapmaya çalismasi çocuk üzerinde yanliş bir davranis olusmasini sağlaya
bilir. Kralin sözünde durmaması da yanlis bir davranis ...
Bu hikayeden alinmasi gereken dogru davranislar; doğru konusmanin
faydalari, herşeye ragmen kahramanin mutlu olmasını örnek almak..
Çigdem Dağdeviren
Talip Apaydın'ın BİZ VARIZ adlı
bilimkurgu niteliğindeki kitabını inceledim. Kitap, aynı sınıftaki beş
arkadaşın hayallerini anlatıyor.(Bu kahramanlar; Ali, Ayşe, Osman, Fadik ve
Murat) Şiirle başlayan bu kitapta yazar, görüşlerini, düşüncelerini, hayata
bakış açısını yazar olmak isteyen Murat ile okuyuculara aktarıyor. Şiir, bu
beş arkadaşın hayatını kısaca anlatıyor. Bu şiirden tutun da kitabın sonuna
kadar alt sosyo-ekonomik düzeyi belirten sözcükler kullanılmıştır. Şöyle
ki,"Gecekondulu Çocuklarız", "Yoksulluk",
"Yoksuluz", "Ana babalarımız bir şey bilmezler". Böylece
duygu sömürüsü yapılıyor.Duygu sömürüsünü kamufle etmek için de yukarıdaki
kelimelerle kurulmuş bir cümleden hemen sonra "Mücadele Etmeliyiz!"
gibi cümleler kullanılıyor.
Yazar, yoksulluğu çocukların okula devam etmelerini engelleyecek bir durum
olarak vermiştir. Çocukların hepsi okumak istiyorlar; ama yoksulluğun izin
vermeyeceğini sık sık tekrar ediyorlar. Hatta bu çocuklardan biri olan Osman
"Okuyup ne olacak, hayat bizim sandığımız kadar basit değil. Ben
okumayacağım.Motor tamircisi olacağım." gibi "Mücadele
Etmeliyiz!" cümlesine zıt görüşler de belirtilmiştir. Okulu bitirme
şansları olmasa da bunu yazar açıkça belirtmemelidir. Peki sınıf
öğretmenlerinin öğrencilerine söylediği şu cümleye ne dersiniz:
- "Anlayışlı olun,
çocuklar.Yaşınızdan daha büyük olun. Çocukluğu başkalarına bırakın." Bu
cümle karşısında Murat ta şöyle bir duygu oluşuyor:
-
-
"Çocukluğumuzu
yaşamaya hakkımızın olmadığını, bunu daha doğarken yitirdiğimizi, bizim
şimdiden yetişkinler gibi düşünmemiz gerektiğini ne güzel anlatır."
Bu kitabı okuyan bir çocuk, hayata buruk, kızgın, güvensiz, kalbi kırık bir
şekilde atılır. Bunların dışında çocukların babalarından biri:" Devlet
kapısına düşeceğime, ölürüm daha iyi." diyor. Bu cümleyi okuyan çocuk ne
der? Devlete, vatana, millete bakış açısı nasıl olur?
Yazara giderek kızıyordum. Hatta kitabı okumamayı bile düşünmüştüm; ama
"Mücadele Etmeliyiz!" cümlesi bende iyi şeyler olacağı ümidi
uyandırmıştı. Ama nerde? "Ulen, kırıtmak, kör müsün be..." gibi
uygunsuz kelimelere de yer verilmiştir. " Topal, saf kadın" gibi
küçültücü sözlere de yer verilmiştir. Kitapta gecekondulu insanlar
aşağılanırken; bilim ve teknolojide ileri düzeydeki milletler uygar olarak
değerlendirilmiştir. Ayrıca konuyla ilgisiz resimlerde kitabın değerini
düşürmektedir.
NURAY DIVARCI
BIR ÇOCUK KITABININ INCELENMESI
KITABIN TÜRÜ:MASAL
KITABIN ADI:UZUN BURUN
Bu kitapta çok önceleri iki askerin ülkeleri için canlari pahasina
savastiklari anlatiliyor.Iki arkadasin birbirlerinden hiç ayrilmadiklarini,
birbirlerine yardim ettiklerini, birbirlerine karsi sevgi dolu olduklari
anlatiliyor.Iyi insanlarin her zaman iyilik bulduklari,kötülerin de
her zaman kötü seylerle karsilastiklari ortaya çikiyor.
Bu kitap, toplumsal deger ve erdemler yönünden incelenildiginde;
kitapta iyilik etmenin insana faydali seyler getirecegini,kötülük edenlerin
baslarina kötü seyler geldigini anliyoruz.Kitapta iyilik ve kötülük
kavramlari
bir çocugun anlayacagi bir sekilde ifade edilmis.
Bu kitapta , çocuklara yurt sevgisi ve vatan sevgisi de kazandirilmistir.
Vatanini , milletini kurtarmak için canlari pahasina savasan üç askerin
mücadelesi , çocuklara ,vatan sevgisini , yurt sevgisini , millet sevgisini
iyice kazandirmaktadir.Yurdunu , milletini seven bir neslin yetismesini
saglamaktadir.
Bu kitapta diger önemli özellik de, iyilik ve kötülük kavramlaridir.
Iyilik yapan insanlarin daha iyi yerlere geldikleri, kötülük yapanlarin da
cezasini çektikleri görülmektedir.Yani burada çocuklara iyilik yapmalarini,
kötülüklerin her zaman kötü seyler getirecegi hemen anlasilmaktadir.
Bu kitapta kisacasi , yurt sevgisi, milliyetçilik, dindarlik,
yardimseverlik, iyilik, kötülük kavramlarinin hepsi bir arada verilmistir.
Özellikle vatan sevgisi,çalismak, arkadaslarina ihanet etmemek gibi
erdemlerin önemi daha çok vurgulanmistir.Ayrica kötülük edenlerin de
baslarina kötü seyler geldigini görüyoruz. Örnegin masalda kötülük yapan
birisinin burnunun uzadigi görülmüstür.
Bu kitabi bir çocuk okudugu zaman, yurt sevgisi kazanacagini, vatanini
kurtarmak için cani pahasina da olsa çalısmasi gerektigini anlamaktadir.
Feride Ayaz
BIR ÇOCUK KITABININ INCELENMESI
Kitabin Adi:ALTIN ÇOCUKLAR
Yazari:SADETTIN KAPLAN
Yayin Evi:ALIOGLU YAYIN EVI-ÇOCUK SERISI
Bu kitapta yurt sevgisi, milliyetçilik, dindarlik gibi pekçok erdem bir arada
verilmistir.Osmanli tarihi hikaye edilerek anlatilmistir.Önce Alparslan,
Osman
Gazi, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan, Ibni Sina,
Nasrettin Hoca gibi Türk tarihindeki önemli kisilerin hayatlarindan kisa
kesitler
hikaye edilmis sonra bu Türk hükümdarlari ve bilginleri ile ilgili tarihi
bilgiler
verilmistir.Böylece çocuklarin Türk tarihini ögrenmeleri daha eylendirici ve
da-
ha kolay hale getirilmistir.Özellikle vatan sevgisi ve çok çalismak gibi
erdem-
lerin önemi vurgulanmistir.Hikayelerin arasina serpistirilmis Türk kültür
motif-
leri hikayeye ayri bir tat vermistir.Aile içi sevgi ve saygi da vurgulanan
önemli
hususlardan biridir.Bir çocugun bu kitabi okudugu zaman Türk tarihini daha
iyi
ögrenebilecegini, vatan sevgisi kazanacagini, basarmak için çok çalismasi ge-
rektigini anlayacagini düsünüyorum.Kitapta resim olmamasi kitabin önemli bir
eksigidir.
Nazmiye Özkul
Inceledigim kitabin adi: Dedemin Evi
Yazarin Adi:Kemalettin Tugcu
Kitapta anlatilan olay:Kitap,
Ergin adli bir çocugun ablasinin zorlamasiyla hiç görüsmedikleri dedesinden
yardim istemesiyle baslar.
Erginin dedesi Azmi Bey insanlar tarafindan sevilmeyen bir insandir.Erginin
dedesiyle ilk karşsilasmasi Ergini çok etkilemistir.Dedesi Ergine çok sert
davranmistir.Çünkü Erginin babasi
Azmi Beye Erginin dedesine iyi davranmamistir ve Azmi Bey oglunu ailesiyle
birlikte kovmustur.Erginin babasi sürekli içki içmekte ve bir gün bu
bu yüzden biri tarafindan öldürülür.Erginin annesi baska biriyle evlenir.
Ancak annesiyle evlenen adam Ergini ve Erginin ablasi Sükrani
istememektedir.Ablasi Ergini de yanina alarak ayri bir yere tasinirlar
Maddi açidan büyük zorluklar çekerler ve son çare olarak dedelerinden yardim
istemeye karar verirler.
Ergin dedesini görmeye gitmeye karar verir ama bu dedesiyle ilk
karsilasmalari Ergin açisindan üzücü olmustur.Daha sonra dedelerin istegiyle
dedesiyle birlikte yalida yasamaya baslarlar.
Yalida yasamak Ergin ve Sükrani üzmektedir.Yalidan ayrilmaya karar veriler
çünkü dedesi onlara yabanci insanlar gibi davranmakta onlari sürekli
azarlamaktadir.
Ama dedelerinin içinde gittikçe onlara karsi bir sevgi uyanmaktadir ve
onlarin gitmesine izin vermez.Dedeleriyle torunlari arasinda sürekli artan
bir sevgi olusur.
Artik Azmi Beyin yalisi Ergin ve Sükran için bir sevgi bahçesine dönmüstür.
ErgIn ve Sükran DEDEM sözcügünü büyük bir coskunlukla söylüyorlardi...
Kitapta toplumsal erdem ve degerlerin olusturulma
Yazar kitapta dede sevgisini ,
-iki kardesin birbirine bagliligini
büyük bir duygusallik icinde vermistir.
Yazar mutlulugu,üzüntüyü , sevgiyi birarada vermistir.
Özlem Çekirge
|